12 Günlük Fas Rotamız

fas gezilecek yerler
3.62BGörüntülenme
Ortalama Okuma Süresi: 12 dakika

Atlas Okyanusu ve Akdeniz’e komşu masmavi kıyıları, Atlas Dağları’nın görkeminin ardında saklanan otantik çöl bölgesi, tarih kokan rengarenk sokakları, sımsıcak insanlarıyla bizi meraklandıran Fas için dolu dolu bir rota çizdik. Bu rotayı tamamlamamız 2311 km yolculuk ile tam 12 gün sürdü. Fas’ta road trip anılarımızı ve rotamızın detaylarını bu yazıda bulacaksınız. Gelecek yazılarda şehirler için daha detaylı yazılar yazmayı planlıyorum ama öncesinde yolculuğumuz sırasında yaşadığımız ilginç hikayeleri paylaşmak istedim.


Fas Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

Fas’ta Görmeniz Gereken 5 Şehir

Fas Konaklama Rehberi

Marakeş’te Gezilecek Yerleri

Marakeş’e Gitmeden Önce Bilmeniz Gerekenler


Fas Rotamız

fas harita

Kazablanka Muhammed V Havaalanı’ndan başlayan yolculuğumuz yine buradan son bulduğu için haritada gördüğünüz gibi ülke etrafında daire çizmiş olduk. Fas’ta 12 günde 14 şehir gezdik, 2311 km yol yaparak yolculuğumuzu tamamladık.

  1. Kazablanka Havalimanı
  2. Ouzoud Şelalesi
  3. Marakeş
  4. Quarzazate
  5. Baumalne Dades
  6. Tinghir
  7. Merzouga
  8. İfrane
  9. Fes
  10. Şafşavan
  11. Tanca
  12. Asilah
  13. Rabat
  14. Kazablanka

Harita belirttiğim rota üzerinde sadece Kazablanka-Marakeş ve Tanca-Kazablanca arasında otoyol kullandık. Ücretli geçişleri gişeden nakit olarak rahatlıkla ödedik. Bu ödemeler için ufak bir miktar havaalanında Fas dirhemi bozdurmuştuk. Ülke genelinde zaten otoyollar sadece Marakeş, Kazablanka ve Rabat arasında var. Diğer şehirler arası geçişleri normal yoldan yaptık yani ücret ödemedik. Rotamızda bizi en çok yoran geçiş Marakeş-Ouarzazate arası oldu. Geçtiğimiz yollar Atlas Dağları’nda yer aldığı için ülke genelindeki en virajlı yolların yer aldığı en yüksek bölgeydi. Boumalne Dades’ten sonra Merzouga’ya kadar yollar çok rahattı çünkü çöle doğru yaklaştıkça yollar dümdüz oluyor ama buralarda pek yerleşim yok. Merzouga ise Cezayir’e en yaklaştığımız yer oldu, burası sınıra en yakın yerleşimlerden biri. Merzouga-Fes arası yolculuğumuz ülke genelinde tek seferde yaptığımız en uzun yolculuktu. Merzouga-Fes arası yaklaşık 7 saat sürüyor. Biz ara vermek için İfrane’yi seçtik ama buraya kadar zaten 6 saat araç kullandık. Fes-Şafşavan arası yolculuğumuzda haritadan 3 seçenekli bir yol bulduk ve en az km gösteren yoldan gitmeyi seçtik ama aslında bu yolun alternatif olduğunu yol sırasında anladık. Google Maps üzerinden hiçbir yerleşimin olmadığı yoldan gittik fakat burada asfalt resmen erimişti. Tek şerite yakın genişlikte olan yolda yarım saat süren yolculuğumuz bizim için en kötü yol oldu. Neyse ki Fas’ta bir daha böyle bir yolla karşılaşmadık. Bu yüzden uzun mesafe de olsa yerleşimin olduğu yollardan gitmek daha rahat ve güvenli. Şafşavan-Tanca arası yolculuğumuzu Tetuan üzerinden yaptık. Bu yol da kısmen virajlı ve dağlık. Tetuan-Tanca arası yol giderek düzleşti ve rahat bir şekilde Tanca’ya ulaştık. Tanca’dan Kazablanka’ya giderken yol üzerinde Asilah ve Rabat’a uğradık. Bu yolculuk ülke genelinde en keyif aldığımız kısımdı çünkü Atlas Okyanusu’na paralel şekilde deniz kenarından yolculuk ettik.

Fas Gezimizin Günlük Planı ve Yaşadığımız İlginç Hikayeler

1.gün: Kazablanka Havalimanı’na varış, araç kiralama ve Ouzoud Şelalesi

ouzoud şelalesi

İstanbul’dan gece yarısı 00.10’da kalkan uçağımız ile Kazablanka’ya sabaha karşı 03.00 gibi vardık. Pasaport kontrolünde herhangi bir yoğunluk yoktu, inen tek uçak bizdik. Buna rağmen biraz oyalandık çünkü ülkeye girişte ufak bir form doldurmamız gerekti. Bu formda seyahatimiz ve bizimle ilgili genel bilgileri doldurduk. Formda adres kısmını boş bıraktığım için polisten fırçayı yedim. İlk aşamada karşılaştığım tavır ile Afrika’ya geldiğimi kendime hatırlattım. Adamın tüm negatifliğine rağmen ben gideceğimiz otellerden birinin adresini yazdım ve bizden hiçbir konaklama belgesi istemeden söylene söylene onayladı. Daha sonra valizlerimizi beklerken kendi aramızda polisin ne kadar da suratsız ve anlayışsız olduğunu ama buranın bizim için çok farklı bir ülke olduğunu birbirimize hatırlattık. Böyle durumlarda söylenecek tek bir söz var: “Well, this is Africa!”.

Europcar’ın ofisinin açılmasını bekleyeceğimiz için öncelikle havaalanında dağıtılan ücretsiz sim kartlardan aldık ama içine yükleme yapmak için ofisinin açılmasını bekleyecektik. Aklımızda; bir kenarda sandalyelerde oturmak vardı ama indiğimizde yerde yatan onlarca insan gördük ve öğrendik ki burada genel alan içinde oturma yeri çok az. O an için hepsi dolu olduğundan bir büfeye oturduk. Sırayla 3 saatlik bekleyişte ara ara uyukladık ve sabah 7’de havaalanındaki Europcar ofisinden 12 günlüğüne aracımızı kiraladık. Sim kartımıza internet ve konuşma paketi satın aldık ve yola koyulduk. Öncelikle planımızda Kazablanka’dan Marakeş’e giderken ülkenin en övündüğü şelalesi olan Ouzoud’a uğramak vardı. Burayı görmek için neredeyse yarım günümüzü harcadık ama bizim için koca bir hayal kırıklığı oldu. Henüz ülkeye geleli saatler olmuştu ve biz bir anda kendimizi ülkenin en lokal yerine atmıştık. Burasının turistik yerlerden ve büyük şehirlerden farklı olduğunu diğer yerleri görünce anladık. Buraya vardığımızda öğle yemeği için resmen açlıktan ölüyorduk ve yol üstü bir yere oturduk. Hızlı bir yemek istediğimizi söyledik ve sadece omlet yapabileceklerini söylediler. Tanesi 7 Dirhem olan omletlerimiz masamıza gelmeden önce ben hala pozitif, yoldan geçen insanları ve karmaşayı izlerken bundan mutluluk duyuyordum. Can ise “ben nereye düştüm?” bakışlarıyla etrafına bakınıyordu. Omletlerde baya ucuzmuş, ülke sanırım baya ucuz, vay be diye konuşurken masaya gelen omletlerimiz dışarıdan oldukça normal görünüyordu. Masada omlet ve ekmek dışında bir şey yoktu, ne peçete, ne çatal ne bıçak. Sonra bunları istediğimizde gelen çatal ve bıçağa gözlerimiz açılarak şok içinde baktık. Paslı, kirli, yemek artıklı ve tutamayacak derecede yağlıydı. Evet, hoşbulduk Fas 🙂 Bu durum sokak lezzetlerinde ve lokallerin bulunduğu normal yerlerde çoğu zaman böyleymiş. Bunu da deneyimleyerek öğrendik. Tüm bunlara rağmen elimle ve ekmekle yemeğe çalışsam da tadı inanılmaz kötüydü. O an bir omlet ne kadar kötü lezzette olabilir ki dedim kendime, oluyormuş. Boş ekmeği yiyerek ilk öğle yemeğimizi tamamlamış olduk. Bunun üzerine Ouzoud’a doğru yürümeye çalıştık, yol sorduğumuz insanlar bize tur paketi satma ve para teklifinde bulununca farklı yollardan denediğimiz şelalenin aşağısına bir türlü inemedik. O an harita bile bize çözüm bulamadı. Buna rağmen Ouzoud uzaktan güzeldi ama suda yüzmemiz söz konusu bile değildi. Herkes kıyafetleriyle suya dalmış, suda hiç berrak değildi. Güne burada başlamanın en kötü tercih olabileceğini fark etsek de en azından bir an önce Marakeş’e gidelim dedik ve yola koyulduk. Marakeş’te iki gece kalacağımız Riyad El Cadi medinanın içinde yer aldığı için arabayla giremezdik. Medinanın girişine yakın sayılan bir yerde park etmeyi düşündük ve yolun karşısında bir yer gördük. Yolda şehrin ana yollarından biri, karşılıklı 3 şerit akıyor. Can’a tam dönme derken çoktan u dönüşü yapmıştı ve döndüğümüz an iki yanımızdan polisler bizi kuşattı. İkimizin de yüzünde korku ve dehşet, kesin ceza yedik derken camı indirdik. Korku dolu bir ses tonuyla Selamün Aleyküm dedik. Polis yolda u dönüşünün yasak olduğunu sert bir dille uyardı. Bizde biz turistiz, daha yeni havaalanından geliyoruz, kuralları bilmiyoruz dedik. Neyse ki anlayışla karşıladılar ve böylece ceza almadan kurtulduk.

2. Gün: Marakeş’e alışma 

fas insanları

Planımızda aslında bugün için Fas’ın balıkçı kasabası Essaouira vardı ama ilk gün şelaleyi görmek için zaman kaybedince Essaouira’yı planımızdan çıkartmak zorunda kaldık. Marakeş’i daha yakından tanımak bizim önceliğimizdeydi. Bu yüzden Marakeş’te listemize eklediğimiz yerleri gezmekle güne başladık. Şehre ilk gün alışmak bizi biraz zorladı. Can, Fas’taki ikinci günümüzde her şeye karşı negatif ve ön yargılıydı. Hatta geri dönmeyi bile düşündü. Ben birçok şeyi görmezden gelip, onu alıştırmaya çalışıyordum ama yüzü bir türlü gülmüyor, insanları sürekli tersliyordu. Hava çok sıcaktı, sinirler geriliyordu. İlk günün sonlarına doğru ben hasır çanta almak için bir pasaja gitmek istedim. İlk seferde bir satıcı ile pazarlığa giriştik sonra içime sinmedi ve oradan bir şey almadan ayrıldık. Meydanın karşısındaki kafede bir şeyler atıştıralım dedik. Biraz dinlendikten sonra tekrar aynı pasajda dolaşırken bir çocuk bana laf atmaya başladı. Shakira, o la la falan diye, beni Latin Amerikalı sanmış. Neden öyle diyorsun deyince bize böyle dedi. Sonra yanıma gelip çanta bakıyorsun herhalde, gel seni hasır pasajına götüreyim dedi. Bir baktık ki ilk girdiğimiz yer. Şuan adını bile bilmediğim bu çocukla saatlerce sohbet ettik. Can konuşmanın ilk başlarında yine suratsız ve bıkkındı ama dükkandakilerin enerjisi onu bu ruh halinden koparıp aldı. Sohbet muhabbet bizi sardı, bu arada bende bir çanta beğendim ve benim için çantamı hazırlamaya başladılar. Neredeyse yarım saat orada oyalandık. Çok sıcak insanlardı. En son oradan ayrılırken Can’ın artık hasırcı ve Faslı arkadaşları olmuştu.

3. Gün: Marakeş’in saraylarını keşfetme

riad marakeş

Yeni güne otelimizden ayrılarak başladık çünkü Marakeş’teki son gecemizde La Sultana‘da kalacaktık. Gün içinde hava aşırı derecede sıcak olunca biraz gezdikten sonra kendimizi otelin havuzuna ve spasına attık, karmaşadan uzaklaşıp biraz dinlendik. Akşam için de Fas’a gelmeden önce Couchsurfing üzerinden iletişime geçtiğimiz Muhammed ve arkadaşı Najib ile akşam yemeği için Cafe Clock’ta buluştuk. Onlar bizim Faslı ilk arkadaşlarımız oldu. Birlikte çok güzel bir akşam geçirdik ve hayatımda ilk kez deve etinden yapılmış bir burger yedim.

4.gün: Varzazat’a doğru yola çıkış, gece Boumalne Dades’e konaklama

fas ınsanları

Sabah erkenden Bahia Sarayı’nı gezmeye gittik fakat internette belirtilen saatte açılmayacağını sabahın 8:30’unda kapısına boşuna gittiğimizde fark ettik. Yarım saat gecikmeli açılacağını öğrenince otele geri dönüp eşyalarımızı toplayıp zamandan kazanalım dedik. Sonra tekrar saraya gittik ve henüz açılalı 15 dakika olmasına rağmen rehberli grupların istilasına uğradığını gördük. Yine de burayı çok sevdik. Fas’ta en sevdiğimiz yerlerden biri oldu. Sonrasında otelimize geri döndük ve Fas’ta yediğimiz en muhteşem kahvaltı için otelin terasına çıktık, keyifle kahvaltımızı yaptık. Galiba sofrada sadece kuş sütü eksikti 😀 Kahvaltı sonrası otelden ayrılmayı planlarken Jemaa El Fnaa Meydanı bizi tekrar çağırdı. Bizi yoran o karmaşayı özleyeceğimiz hiç aklıma gelmezdi. Marakeş’ten ayrılmadan önce son saatlerimizi burada geçirmek istedik. Meydanda insanların içine karıştık, portakal suyu içtik. Yılan gösterileri izledik. Sonra otelimize döndük ve eşyalarımızla arabamıza gittiğimizde bizi kötü bir sürpriz bekliyordu. Kiraladığımız aracımız otelin valesi tarafından kaldırıma sürtülmüştü. Fas gibi bir ülkede başımıza gelmesini istediğimiz en son şey aracımız ile bir kaza meydana gelmesiydi çünkü aracı kiralarken yaklaşık 5000 TL civarında kredi kartımıza hasar için bloke konulmuştu. Can otele tekrar döndü ve durumu yetkililere bildirdi. Hemen resepsiyondaki müdür vale ile arabanın yanına geldiler ve valenin yaptığını anladılar. Vale fark etmediğini söylese de ortada bir hasar vardı ve neyse ki otelin müdürü hasar için masrafları üstleneceklerini söyledi. Tabi bu sırada otele geri döndük ve hasar işlemleriyle ilgili zaman kaybettik. Planımızda Marakeş’ten öğlen 1’de ayrılmak var iken yola 3 gibi çıkınca günü öldürmüş olduk. Atlas Dağları’nı tırmanarak Ait Ben Haddou Köyü’ne ulaştığımızda hava neredeyse kararmak üzeredeydi. Bu yüzden yola devam edip Varzazat’taki film stüdyolarını görmeyi seçtik. Buraya gitmemizin amacı bu şehrin Fas’ın film endüstri merkezi olması. Çöl temalı bir çok yabancı film burada çekilmiş. Geç saat olmasına rağmen film stüdyolarında hala rehber hizmeti veriyorlardı. Hemen tura katıldık, Fas’ta bu bölgede çekilen bir çok film var. Rehberimiz bize hepsinin nasıl araçlar kullandıklarını ve neden bunları tercih ettiklerini anlattı. Tur sonrası bu gece için kalacağımız Dades köyüne doğru yol aldık. Boumalne Dades’te bir gece konaklama sebebimiz ertesi gün yapacağımız çöl turuna yakın olmaktı. Çünkü Marakeş’ten direkt olarak Merzouga’ya gitmek neredeyse 9 saat sürüyor. Genellikle dinlenmek için bu bölgede konaklama yapmak oldukça popüler. Bu yüzden sadece uyumalık bir yer olması bizim için yeterliydi. Rezervasyonumuzu airbnb üzerinden yaptık ve kupon kodumuzu kullanarak 1 gece ücretsiz konakladığımız Maison Chez L’habitant Amazigh için yola çıktık. Sanırım bu yolda hayatımın en tehlikeli gece yolculuğunu geçirdim. Hava kararmıştı ve Dades’in merkezine yakın sandığımız otelimiz baya bi dağın tepesindeymiş. Haritadan yakın gibi görünen mesafe için virajlı yollardan neredeyse yarım saat gittik. Etrafta hiç ışık yok, ara ara yolun ortasından yürüyen insanları gördükçe kaza yapmaktan çok korktuk. Gece yarısı otele vardığımızda neyse ki güler yüzüyle bizi karşılayan Berberi otel sahibi tüm yolculuğu unutturdu.

5. Gün: Dades Geçidi, Tingir ve Merzouga’da çöl turu başlangıcı

fas çöl turu

Yeni güne Fas’ın bir dağ köyünde başladık. Akan suyun şırıltısında kahvaltımızı yaptıktan sonra köy evini işleten Berberi ile biraz sohbet ettik. Bu gün için planımızı bahsedip yerlisinden de öneriler aldık. Otelden ayrılıp Dades Geçidi’ne gittik, yolumuzun üzerinde Tingir’de öğle yemeğimizi yedik. Yol üzerinde muhteşem vahalar gördük. Burada Yüksek Atlas Dağları’nda yer alan Todgha Gorge yani Fas’ın en etkileyici kanyonuna uğradık. Burada beklediğimizden fazla vakit harcayınca Tingir’den ancak 3’te ayrılabildik ve çöl turuna ulaşmak için 3 saatlik bir yol bizi bekliyordu. Rotamızı oluşturduğumuzda 30 dakika gecikeceğimiz öngördük. Çöl bölgesinde ıssız ve sonsuzlu yollarda hız sınırını aşarak uzun süre yolculuk ettik. Etrafta ne bir ağaç ne bir ev ne bir insan… Radarın olmayacağı bir bölgeydi ve tahminlerimizde de yanılmadık. Merzouga’ya giderken göreceğimiz son köy Rissani’den geçerken bir anda şehir içine girdik ve Can hızını düşürürken bir anda sağ tarafta bizim fotoğrafımızı eski usulden fotoğraflayan bir polisi gördüm ve radara yakalandık diye düşündük. Az ilerideki polis bizi durdurdu. Can camı açar açmaz Selamün Aleyküm dedi ve ilk puanları oradan topladık. Hız sınırını aştınız dedi, burası şehir içi hız sınırı burada 60, biliyor musunuz dedi. Öyle mi bilmiyorduk, biz turistiz dedik. Konuşmaya Arapça girince bizi Arapça biliyor sandı, yoksa bilmiyor musunuz dedi. Bizde biraz biliyoruz diyerek öğrendiğimiz 3-5 kelimeyi ardı ardına söyledik 😀 Sonra polis fotoğrafı çeken polis ile konuştu, tam hızı öğrenmek için. O arada bizim anlamadığımız kısa bir konuşma geçti ve son olarak yanımızdaki polis hız sınırını biraz geçtiğimizi, dikkatli araç kullanıp kurallara uymamız gerektiğini hatırlattı ve bu seferlik geçin dedi. Zamanla yarışırken tekrar zaman kaybettiğimiz için artık çöl turuna takılacağımız kampı arayarak Rissani’de olduğumuzu ve 6’da orada olamayacağımızı bildirdim. Onlarda bana hızlı olmamız gerektiğini söyledi. Hem hızlı gitmeye çalışıyoruz hemde mayın gibi her yerde radar var. Neyse ki 10 dakika gecikmeyle buluşma noktasına vardık. Hemen çöl için ufak bir çanta hazırladık, gece ve ertesi gün için ihtiyaçlarımızı bu çantaya doldurduk ve İspanyol kızlarla develerimizin yanına gittik. Çöl turunda yaşadığımız muhteşem deneyimi bir başka yazıda anlatacağım için hikayeyi burada kesiyorum.

6.gün: Çöl’den ayrılıp, en uzun yolculuk sonunda Fes’e varış

ifrane fas

Çöl turunu tamamladıktan sonra Fas’ta kesintisiz olarak yaptığımız en uzun yolculuğumuza başladık.  Merzouga-Fes arası yaklaşık 500 km ve 7 saat süreceği için ara bir noktada mola vermeyi düşünüyorduk. Yol üstünden yolculuklarımızda klasik öğle yemeğimiz olan danone çikolatalı puddingleri tanesi 2 Dirhem’e alıp, kaşığımız olmadığı için dilimizle yedik. Bu yolculuktan sonra artık gezilerimizde yanımızda plastik kaşık taşımayı düşünüyorum çünkü yerken dilimiz uzadı 🙂 Yolda az kaldı diye diye neredeyse Fes’e varmıştık ki artık çok acıkınca İfrane’de mola verelim dedik. Burası Fas’ta bizi en şaşırtan, sürprizli şehir oldu. Fes’e vardığımızda akşam olmuştu ve yine Airbnb üzerinden bir riadda bir gecelik ücretsiz konakladık. Sizde Airbnb üzerinden indirim kazanmak istiyorsanız Tatili Ucuza Getirmenin Yolları yazısına bir göz atın.

7. gün: Fes’i keşfetme

fez fas

Yeni güne eşyalarımızı topladığımız gibi başka bir riada geçerek başladık çünkü diğer iki gecemiz için Fes’in masalsı riadına önceden rezervasyonumuz vardı. Riad İdrissy‘de iki gece konakladığımız riadımızda odamıza yerleştikten sonra şehri keşfetmek için kendimizi dışarı attık. Deri tabakhanelerine gittik, o ağır kokuyu daha oraya varmadan hissettik. Fes’in en etkileyici yeri bence burasıydı. Sokaklardaki ağır koku önce bana oradan kaçıp gitme isteği uyandırdı ama oradaki insanları gördüğümde kitlenip kaldım.

8. gün: Fas yemeklerini öğrenmek için yemek kursuna katıldık

moroccan cooking class

Aslında gelmeden önce planımızda günübirlik Meknes’e gitmeyi planlamıştık ama bugün için bir yemek workshopu ayarlayınca Meknes’i planımızdan çıkartmak zorunda kaldık. Sabah muhteşem bir kahvaltının ardından Riad Anata‘ya gittik. Yemek kursu için planı anlattılar ve ne pişirmek istediğimize karar verdik. Hasır sepetimizi aldık ve pazara çıktık. Kursa kayıt olurken pazara gideceğimizi bilmediğimiz için bu kısım bizi şaşırttı ama pazara gidip malzemelerimizi kendimizin alması inanılmaz güzel geldi. Bu deneyimi de ayrı bir yazı ile anlatacağım için hikayeyi tamamlamıyorum.

9.gün: Mavi şehir Şafşavan

şafşavan fas

Sabah kahvaltısı ve otelden check-out sonrasında Fas’ın en meşhur şehirlerinden Şafşavan’a doğru yola çıktık. 3 saatlik bir yolculuğun ardından mavi şehre ulaştık ve Şafşavan’daki otelimiz Riad Rifandalus‘a yerleştik. Rezervasyonumuzu Booking.com üzerinden yaptık ve Artıway’ın para iadesi ile birlikte neredeyse bedavaya konakladık. Gün batımına kadar sokaklarda dolaştık, Şafşavan’ın keyfini çıkarttık. Booking ve Artıway ile ilgili nasıl indirim kazandığımızı anlattığım Tatili Ucuza Getirmenin Yolları yazısından okuyabilirsiniz. Mavi şehir bizi Fas’a getiren nedenlerden biriydi. Detaylı olarak Şafşavan yazısını Fas’ın Mavi Şehri Şafşavan yazımdan okuyabilirsiniz.

10. gün: Tetuan üzerinden Tanca

couchsurfing fas

Sabah erkenden kaltık, amacımız odamızın balkonundan güneşi karşılamaktı. Ama güneş tersten doğunca bizde manzaranın keyfini çıkartıp kahvaltıdan önce biraz sokaklarda kaybolalım dedik. Etraf sessiz, etrafta pek kimsecikler yoktu. Çok güzel fotoğraflar çektik ve kahvaltı için riadımıza geri döndük. tekrardan Şafşavan’da biraz takıldıktan sonra yola çıktık. İlk durağımız Tetuan olacaktı ama Tanca’ya erken gitmeyi tercih ettik. Onca şehirden sonra Tetuan bizi heyecanlandırmadı ve yol üzerinden yine Danone sponsorluğunda öğle yemeklerimizi alıp yola devam ettik. Öğle saatlerinde Tanca’ya vardık ve bu gece için konaklayacağımız Aux 3 Portes‘e yerleştik. Şehri keşfetmek için sokaklarda yürürken Marakeş’te buluştuğumuz ve Kazablanka’da yaşayan Muhammed’den bir mesaj aldık. İş için bugün buraya geldiğini ve bize gün batımı için önerdiği noktaya birlikte gidebileceğimizi söyledi. Biz seni arabayla gelip otelinden alalım dedik ama akşam trafiğine kalınca geciktik. Neredeyse güneşe yetişemiyorduk. Neyse ki son 10 dakika kala vardık ve burada hayatımda gördüğüm en güzel gün batımından birini yaşadım.

11. gün: Asilah, Rabat ve Kazablanka

asilah fas

Bir önceki gün Muhammed’i ikna ettik ve bugün için olan uçak biletini yaktı. 12 günlük yolculuğumuzda bir gün için üç kişi seyahat ettik. Tanca’dan sabah saatlerinde ayrılmadan önce Tanca’nın olmazsa olmazı Cafe Hafa’da denize karşı nane çayımızı içtik. Tanca’dan Kazablanka’ya kadar olan yol kesintisiz bir şekilde deniz kenarından devam ediyordu. Fas’ta en denize doyduğumuz, okyanusu izleyerek yolculuk ettiğimiz keyifli yolculuğumuzda ilk durağımız Asilah oldu. Akşam saatlerinde Rabat’ı da görüp, gece uyumak için Kazablanka’ya vardık.

12. gün: Son gün Kazablanka

fas kazablanka

Dönüş günümüzde de erken kalkıp Kazablanka’yı gezmeyi planladık ama yine işler beklediğimiz gibi ilerlemedi. Kazablanka diğer şehirlere göre ezber bozdu. Trafik problemi çok fazla var, bir anda kilitleniyor ve beklediğinizden çok zaman kaybediyorsunuz. Kahvaltı sonrası otelden ayrılırken arabayı almadan taksi ile hızlıca ulaşım sağlarız ve zaman zaman yürürüz diye planladık. Aslında bu fikir çok da iyi değilmiş. Daha otelden ayrılırken bir baktık ki arabamızın lastiği zincirlenmiş, üzerinde de bir kağıt var. Ceza yediğimizi düşünürken durumu otel çalışanlarına sorduğumuzda ücretsiz park hizmetlerinin sabah son bulduğunu ve yol üzerinde çalışan otopark görevlisinin arabayı kitlediğini, ödediğimizde açacağını söyledi. Arabayı henüz kullanamayacağımız için bu işlem için uğraşmadık. Taksiye binip Bennis Pastanesi’ne gittik.

Daha sonra yakınındaki Mahkama’yı ziyaret etmekti ama sadece Fransızca rehberli tur olunca tura katılamadık. Tur olmadan da içeri giremedik, hayaller suya düştü. Tekrar yollarda taksi aradık ama bu bölgeden geçen tüm taksiler doluydu. İçerisinde müşteri olanlara gideceğiniz yeri sorarak binebiliyorsunuz ama bizim yönde gidecek kimseyi bulamadık. Bu arada yolu kısaltmak için yürümeye başladık. Neyse ki boş bir taksi yakaladık ve merkezdeki postane ofisine gittik. Oradaki görevliye Türkiye’ye kart atacağımızı söylediğimizde elimize numara yazılı bi kağıt verdi ve beklemeye başladık. Sırada 4. kişiydik ama inanılmaz yavaş ilerliyordu. Zamanımız giderek daralıyordu, 15 dakikalık beklemenin ardından tekrar görevliye gidip, dışarıdaki posta kutusuna atabilir miyim diye sordum. Olur dedi, keşke bizi ilk seferde anlasaydı ve beklemeseydik. Kartın geleceğinden şüphelerimiz var ama bakalım sonuç ne olacak.

Daha sonra öğlen 12’de açılacak olan Rick’s Cafe’ye gitmek için yollarda taksi durdurmaya çalıştık ama Rick’s Cafe’ye gideceğiz deyince 3 katı fiyat söyleyen taksicilerle karşılaştık. Taksimetreyi açmalarını istediğimizde de basıp gittiler. Çünkü açsalar istediği fiyatı ödemeyeceğimizi biliyorlar. Bu yüzden en sonunda yürümeye karar verdik. Oradan da yakınındaki II. Hasan Cami’sini görürüz ve otele döneriz dedik ama Rick’s Cafe’ye yürüyüşümüz beklediğimizden uzun sürünce dışarıdan gördük ve saate baktığımızda aslında otelden ayrılma olarak plandağımız saate biz daha merkeze dolaşıyorduk. Hemen bir taksi bulmamız gerekiyordu ama yine fahiş fiyatlar söyleyen ve taksimetre açmayı kabul etmeyen taksicilerle karşılaştık. Bu sırada baya bir panik olduk çünkü uçağı kaçırmak gibi bir durumla yüzleştik. Neyse ki bir taksici bizi kabul etti, camiyi de uzaktan görüp otelimize gitmek için yola koyulduk ama muhteşem trafiğin içine düştükten sonra tekrar panikledik. Otele varmadan inip koşmayı seçtik ama taksici bize surat yapıp Arapça bağırmaya başladı. Taksiden inip otele koştuk ve o an organize olduk. Ben odaya çıkıp eşyaları toparlayacaktım. Can da kitlenmiş arabamızı halledecekti. Ben odaya hızla çıktığımda odanın kartının çalışmadığını fark ettim çünkü check-out süresi biraz geçmişti. Sanırım sistem otomatik olarak blokladı ve tekrar aşağı indim, kartı aktive edip odada ışık hızında eşya toplamaya başladım. Can odaya geldi ve arabayı açtıramadığını, park görevlisinin ortada olmadığını söylediğinde ise bu kez uçağı kaçırdığımıza emin oldum. Eşyalarla apar topar indik ve görevlinin yavaş hareketlerine karşı sabırlı olmaya çalıştık. Biz acele ettikçe sanki her şey yavaşmaya devam ediyordu. Hemen haritadan havaalanına bir rota çizdik ve planladığımız saatten bir saat gecikmeyle varacaktık. Bu saatten sonra her şey şanstı ve o gün için şans bizden yana değildi. Yol üzerinde benzin alacaktık çünkü arabayı full benzinle teslim etmemiz gerekiyordu. Bu sırada tabi yolda yine muhteşem trafik bizimleydi. Yolda bir benzinci gördük ve yüklettik. Elimizdeki dirhemlerin hepsiyle ödeyip, kalanı da kredi kartı ile ödemeyi düşünmüştük ama sistem 3 farklı kartı da kabul etmeyince o an iyice gerildik. Etrafta döviz bürosu bulmamız imkansızdı, şehir merkezinden uzaktık ve yüklediğimiz benzinin yarı fiyatını ödeyemiyorduk. O an cüzdanımda bozukluk euroyu vermek aklıma geldi, adamda kabul etti ve hızla yola devam ederken yeni bir sorun olduğunu fark ettik. Havalaanına gitmek için otobana girecektik ve otoban ücretini ödeyeceğimiz paramız kalmamıştı. Tekrar Murpy kurallarını andık ve diğer yoldan gitmek için tekrar rota oluşturduk ama bu yol otobana göre yaklaşık 20 km uzundu ve daha çok zaman kaybedecektik. Kazablanka’daki son saatlerimizde gerginlik ve stres dolu geçti. Tekrar organize olduk, ben valizi teslim edecektim, Can’da arabayı teslim edecekti ve 2 saaten az zamanımız var. O sırada Can gelemedi ve onun biletini çıktı alamadım, ona ulaşmaya çalıştım. Yani Fas’ta ki son günümüz hızlı ve stresli geçti. Neyse ki uçağı kaçırmadan binebildik.

Fas’ta 12 gün boyunca ilginç hikayeler yaşadık, yeni arkadaşlarımız oldu, daha önce haberimizin bile olmadığı hayatlar gördük. Şimdi diyoruz ki, tüm bu deneyimler yaşadığımız tüm olumlu ve olumsuz olaylara rağmen değerdi.

Seyahatlerimle ilgili paylaşımlarımı Facebook ve Instagram hesaplarımdan takip edebilirsiniz.

4 yorum

Bir cevap yazın